Ey insanlık! FeedBurner kullanayım dedim de, RSS okuyucularınızda günlüğümün feed'ini bir zahmet http://feeds.feedburner.com/sikilmis olarak değiştirirseniz çok sevinirim.
Rahatsızlık için özür diler, sıkıntısız günler dilerim.
Çok sıkılmak. Aklına bu kelime gelmek. Acaba böyle bir günlük/alan adı alınmış mıdır diye düşünmek. Deneyecek kadar enerjisi olmak. Denemek. Olmadığını görmek. Almak. Sonra yazacak bir şeyi olmadığını idrak etmek. "Nasıl olsa bir gün işe yarar," diye düşünüp umursamamak. Bu kadar.
21 September 2009
20 September 2009
Voldemort DDoS attack! [Senaryolaştırılmış]
[Sahne 1] James ve Lily Potter'ın evi. Vakit akşam, salon avizedeki birkaç mumun ışığıyla aydınlanıyor. Büyük koltukta James ve Lily yanyana oturmuşlar, kucaklarında minik Harry var. Karşılarında ise tekli koltukta Dumbledore pelerinini çıkarmadan oturmuş durumda.
James: (Endişeli bir ifadeyle.) Demek kehanet böyle. Peki bu durumda ne yapacağız Albus?
Dumbledore: (Parmağını kaldırır.) Benim bir fikrim var.
[Sahne 2] Voldemort karanlık taştan bir odada yılan desenli bir tahtta oturmaktadır. Zayıf bir mum ışığı yalnız onu aydınlatır.
Voldemort: (Bir hizmetkara buyruk vermektedir.) ..ve sonra da hepsini öldürün.
Hizmetkar: Evet Lordum.
(Sahne yakınlaşır. O sırada Voldemort sahibi belli olmayan bir ses duyar. Ses hızlı bir fısıltıyla "Voldemort" der.)
Voldemort: Hah, tabu büyüm olması gerektiği gibi çalışıyor. Kimbilir hangi aciz adımı söylüyor?
(Birkaç saniye geçmeden soldan başka bir ses yine "Voldemort" der.)
Voldemort: İlginç, aynı gün içinde iki kez ismimin söylendiğini uzun zamandır duymuyordum.
(Hemen ardından daha sıklaşarak ismini söyleyenler artar, ses her yönden gelmeye başlar.)
Voldemort: (Yerinde dikleşir, sinirlenmeye başlar.) Neler oluyor böyle?! Kim bu böyle ismimi saygısızca ağızlarına alanlar?
(Ses gitgide artar, bir süre sonra sadece kulak tırmalayıcı bir gürültüye dönüşür.)
Voldemort: (Hiddetlenerek.) Lanet olsun, ne anlama geliyor bu saçmalık!? Ah lanet, büyüyü de kaldıramıyorum bu gürültüden, dikkatimi toplayamıyorum ki bir türlü! (Tahtından fırlar, etrafa lanetler saçar.) Biliyorum hepsi senin suçun, lanet olsun sana Dumbledore!!!!!
[Sahne 3] Kalabalık bir meydanda cüppeli bir sürü figür toplanmıştır, arkaplanda farklı sesler "Voldemort" demektedir. Önplanda ise Potter ailesi ve Dumbledore vardır.
Dumbledore: Söylemiştim size, eğer hepimiz güçlerimizi birleştirirsek Voldemort'u kendi silahıyla vurabiliriz.
Lily: Teşekkürler Profesör, sayenizde artık güvendeyiz.
Dumbledore: Sayemde değil, herksin sayesinde. (Muzipçe gülümser ve göz kırpar. Arkaplanda Voldemort'un şatosu büyük bir gürültüyle yıkılır.)
James: (Endişeli bir ifadeyle.) Demek kehanet böyle. Peki bu durumda ne yapacağız Albus?
Dumbledore: (Parmağını kaldırır.) Benim bir fikrim var.
[Sahne 2] Voldemort karanlık taştan bir odada yılan desenli bir tahtta oturmaktadır. Zayıf bir mum ışığı yalnız onu aydınlatır.
Voldemort: (Bir hizmetkara buyruk vermektedir.) ..ve sonra da hepsini öldürün.
Hizmetkar: Evet Lordum.
(Sahne yakınlaşır. O sırada Voldemort sahibi belli olmayan bir ses duyar. Ses hızlı bir fısıltıyla "Voldemort" der.)
Voldemort: Hah, tabu büyüm olması gerektiği gibi çalışıyor. Kimbilir hangi aciz adımı söylüyor?
(Birkaç saniye geçmeden soldan başka bir ses yine "Voldemort" der.)
Voldemort: İlginç, aynı gün içinde iki kez ismimin söylendiğini uzun zamandır duymuyordum.
(Hemen ardından daha sıklaşarak ismini söyleyenler artar, ses her yönden gelmeye başlar.)
Voldemort: (Yerinde dikleşir, sinirlenmeye başlar.) Neler oluyor böyle?! Kim bu böyle ismimi saygısızca ağızlarına alanlar?
(Ses gitgide artar, bir süre sonra sadece kulak tırmalayıcı bir gürültüye dönüşür.)
Voldemort: (Hiddetlenerek.) Lanet olsun, ne anlama geliyor bu saçmalık!? Ah lanet, büyüyü de kaldıramıyorum bu gürültüden, dikkatimi toplayamıyorum ki bir türlü! (Tahtından fırlar, etrafa lanetler saçar.) Biliyorum hepsi senin suçun, lanet olsun sana Dumbledore!!!!!
[Sahne 3] Kalabalık bir meydanda cüppeli bir sürü figür toplanmıştır, arkaplanda farklı sesler "Voldemort" demektedir. Önplanda ise Potter ailesi ve Dumbledore vardır.
Dumbledore: Söylemiştim size, eğer hepimiz güçlerimizi birleştirirsek Voldemort'u kendi silahıyla vurabiliriz.
Lily: Teşekkürler Profesör, sayenizde artık güvendeyiz.
Dumbledore: Sayemde değil, herksin sayesinde. (Muzipçe gülümser ve göz kırpar. Arkaplanda Voldemort'un şatosu büyük bir gürültüyle yıkılır.)
10 September 2009
Harry Potter Nasıl Bitmeliydi: Voldemort DDoS attack!
Voldemort'un tabu büyüsünün açığından faydalanmak için, dünya üzerindeki tüm büyücüler aynı anda "Voldemort" ismini söylemeye başlarlar. Tabu büyüsü, bir anda milyonlarca sinyal alınca Voldemort'u geçici olarak "out of service", kalıcı olarak ise "out of mind" bırakacağından dünya birkaç dakika içinde kolayca huzura kavuşacaktır. Ayrıca aynı zamanda kitabın ana fikri de "insanların el ele verip ortak çalışmayla başarıya ulaşması" gibi güzel bir şey olacaktır.
Mutlu son.
Notlar:
Tabu büyüsü: Voldemort'un ismi söylendiğinde, söyleyen kişinin yerini telepatik olarak belli eden büyüsü.
DDoS attack: Birden fazla istemcinin aynı anda belli bir sunucudan istekte bulunarak, sunucuyu yanıt veremez konuma getirmesi.
Ayrıca bakınız; How Lord of The Rings Should Have Ended: http://www.youtube.com/watch?v=1yqVD0swvWU
Ek: Üşenmediğim bir anda bunu bir senaryo metni haline getireceğim. Belki başka biri de üşenmeyip animasyonunu yapar?
Mutlu son.
Notlar:
Tabu büyüsü: Voldemort'un ismi söylendiğinde, söyleyen kişinin yerini telepatik olarak belli eden büyüsü.
DDoS attack: Birden fazla istemcinin aynı anda belli bir sunucudan istekte bulunarak, sunucuyu yanıt veremez konuma getirmesi.
Ayrıca bakınız; How Lord of The Rings Should Have Ended: http://www.youtube.com/watch?v=1yqVD0swvWU
Ek: Üşenmediğim bir anda bunu bir senaryo metni haline getireceğim. Belki başka biri de üşenmeyip animasyonunu yapar?
09 September 2009
Yanıl'la şok röportaj!!!
Türk pop müziğinin önemli baby-face'lerinden Yanıl'la geçtiğimiz gün bir röportaj yaptık. Son derece keyifli geçen bu röportajda Yanıl'ın kendi müziğinden, Türk müziğinin gidişatından ve biraz da özel hayatından konuştuk.
Fatih: Merhaba Yanıl, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için çok teşekkür ederiz.
Yanıl: Aslında teklifinizi kabul etmedim ama öyle olsun bakalım.
F: Neyse, bu konuya fazla girmeyelim. Çok klişe bir soruyla başlayacağım röportajıma: Dünya listelerini yerinden oynatan çıkış parçanız "Zalım"ı nasıl yazdınız?
Y: Bu soruyu defalarca yanıtladım ama tekrar yanıtlayabilirim. Ufak kuzenimle oyun oynarken birden ilham geldi ve yazdım.
F: Evet, bunu aşağı yukarı biz de tahmin edebiliyorduk zaten. Peki bu ani çıkışınızı neye borçlu olduğunuzu düşünüyorsunuz?
Y: Sanıyorum ki şarkılarımda herkesin yaşadığı, bildiği bir şeyler anlatıyorum. Bu yüzden halkımız kendine yakın hissediyor. (Havalara girmeler.)
F: Herkesin bildiği konusunda da şüphemiz yok. Peki, eleştirmenler tüm şarkılarınızın birbirine benzediğini söylüyor, bu konudaki görüşünüz nedir?
Y: Ne yazık ki katılmıyorum. Ünlü müzik adamı Sertaç Ordar'ın da dediği gibi, müzikte sadece yedi nota var maalesef, ve tüm şarkıları ben söylediğim için birbirlerine benzemesi çok normal. Ayrıca oradan öyle konuşmak kolay, gelsinler kendileri şarkı yapsınlar kolaysa. (Bir anda parlamalar.)
F: Hmm, ilginç, yaratıcı bir yaklaşım. (Gözlerini devirmeler.) Müzik konusundaki görüşleriniz tatrışma uyandıracağa benziyor. Öyleyse başka bir konuda soruyla devam edelim. Özel hayatınızda şu anda biri var mı?
Y: Biri yok. Birçoğu var. (Gülüşmeler.) Şaka bir yana baby-face'imin çok ekmeğini yediğimi söyleyebilirim, ama şu anda düzenli bir ilişkim yok ne yazık ki.
F: Öyleyse bu röportajı okuyan genç kızlar ümit beslemeye devam edebilirler. (Yine gülüşmeler.) O değil de, son zamanlarda yaptığınız kirli sakal imajı nerden esti allahaşkına?
Y: Ya, hiç sorma Fatih'çiğim. Bu baby-face iyi güzel de, insan 10 yaşında oğlan çocuğu gibi sevilmekten de sıkılıyor bir süre sonra. Kız arkadaşlarımın beni hep "tontişim", "bebişim", "küçücüğüm" şeklinde çağırmasından sıkıldım ve bir de bu imajı deneyeyim dedim, anlarsın ya.
F: Ya, evet. (Pek takmamalar.) Peki ya şu balkon saç modeline ne demeli? Rahatsız etmiyor mu hiç?
Y: Evet, arada bir koridorda başımı çevirdiğimde duvara çarpıyor falan, ama onun dışında bir rahatsızlığım yok. Hem şapka gibi güneşten de koruyor, salınarak yürüdüğümde ise yukarı aşağı sallanarak rüzgar yapıyor. Çok faydalı bir şey yani, herkese öneririm.
F: Tamam, anladık, iyiymiş. (Konuyu değiştirmeler.) Peki, cumhuriyet nedir diye sorsam?
Y: Cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesidir. (Sözlüye kalkmış ilkokul çocuğu tedirginliği sergilemeler.) Bir de kalbin içinde oluyor bazen ama, onu uyudum uyandım hâlâ anlamadım...
F: Anlıyorum, anlıyorum. (Geçiştirmeler.) Eh, artık röportajı bitirme zamanı geldi çattı. Hem sizi pek iyi tanımadığım için soracak soru da bulamıyorum, hem de baydım. Bu keyifli röportaj için hem kendim, hem de okuyucularımız adına teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim.
Y: Ne demek efendim, o zevk bana ait. Ben de çok memnun kaldım Fatih'çiğim, çok teşekkür ediyorum. Umarım buradan yaptığım reklamla da üç beş albüm satar biraz daha gelir elde ederim.
F: Affedersin ama, boşan da semerini ye Yanıl'cığım. Bu yazıyı okuyan okuyucular da bir zahmet doğru düzgün müzik dinlesinler, yok illa Yanıl dinlemek istiyorum derlerse de korsan indirsinler. Bir sürü site var şimdi söyletmeyin bana.
Y: (Bozulmalar.) Biraz ayıp olmuyor mu Fatih'çiğim ama?
F: Sıs lan! (Asabileşmeler.) Bir röportaj yaptık diye götün kalktı hemen. Albümlerden, sponsorluklardan, baby-face'den götürmediğin kalmadı, bir de benim röportajımdan reklam yapmana izin verecek değildim herhalde Yanıl Efendi. Yıkıl karşımdan, rezil!
Y: (Ufak ufak gerilemeler.) Benim fırında tavuğum vardı, gideyim.
F: (Yerde taş aramalar.) Hâlâ burda mısın sen?!
Fatih: Merhaba Yanıl, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için çok teşekkür ederiz.
Yanıl: Aslında teklifinizi kabul etmedim ama öyle olsun bakalım.
F: Neyse, bu konuya fazla girmeyelim. Çok klişe bir soruyla başlayacağım röportajıma: Dünya listelerini yerinden oynatan çıkış parçanız "Zalım"ı nasıl yazdınız?
Y: Bu soruyu defalarca yanıtladım ama tekrar yanıtlayabilirim. Ufak kuzenimle oyun oynarken birden ilham geldi ve yazdım.
F: Evet, bunu aşağı yukarı biz de tahmin edebiliyorduk zaten. Peki bu ani çıkışınızı neye borçlu olduğunuzu düşünüyorsunuz?
Y: Sanıyorum ki şarkılarımda herkesin yaşadığı, bildiği bir şeyler anlatıyorum. Bu yüzden halkımız kendine yakın hissediyor. (Havalara girmeler.)
F: Herkesin bildiği konusunda da şüphemiz yok. Peki, eleştirmenler tüm şarkılarınızın birbirine benzediğini söylüyor, bu konudaki görüşünüz nedir?
Y: Ne yazık ki katılmıyorum. Ünlü müzik adamı Sertaç Ordar'ın da dediği gibi, müzikte sadece yedi nota var maalesef, ve tüm şarkıları ben söylediğim için birbirlerine benzemesi çok normal. Ayrıca oradan öyle konuşmak kolay, gelsinler kendileri şarkı yapsınlar kolaysa. (Bir anda parlamalar.)
F: Hmm, ilginç, yaratıcı bir yaklaşım. (Gözlerini devirmeler.) Müzik konusundaki görüşleriniz tatrışma uyandıracağa benziyor. Öyleyse başka bir konuda soruyla devam edelim. Özel hayatınızda şu anda biri var mı?
Y: Biri yok. Birçoğu var. (Gülüşmeler.) Şaka bir yana baby-face'imin çok ekmeğini yediğimi söyleyebilirim, ama şu anda düzenli bir ilişkim yok ne yazık ki.
F: Öyleyse bu röportajı okuyan genç kızlar ümit beslemeye devam edebilirler. (Yine gülüşmeler.) O değil de, son zamanlarda yaptığınız kirli sakal imajı nerden esti allahaşkına?
Y: Ya, hiç sorma Fatih'çiğim. Bu baby-face iyi güzel de, insan 10 yaşında oğlan çocuğu gibi sevilmekten de sıkılıyor bir süre sonra. Kız arkadaşlarımın beni hep "tontişim", "bebişim", "küçücüğüm" şeklinde çağırmasından sıkıldım ve bir de bu imajı deneyeyim dedim, anlarsın ya.
F: Ya, evet. (Pek takmamalar.) Peki ya şu balkon saç modeline ne demeli? Rahatsız etmiyor mu hiç?
Y: Evet, arada bir koridorda başımı çevirdiğimde duvara çarpıyor falan, ama onun dışında bir rahatsızlığım yok. Hem şapka gibi güneşten de koruyor, salınarak yürüdüğümde ise yukarı aşağı sallanarak rüzgar yapıyor. Çok faydalı bir şey yani, herkese öneririm.
F: Tamam, anladık, iyiymiş. (Konuyu değiştirmeler.) Peki, cumhuriyet nedir diye sorsam?
Y: Cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesidir. (Sözlüye kalkmış ilkokul çocuğu tedirginliği sergilemeler.) Bir de kalbin içinde oluyor bazen ama, onu uyudum uyandım hâlâ anlamadım...
F: Anlıyorum, anlıyorum. (Geçiştirmeler.) Eh, artık röportajı bitirme zamanı geldi çattı. Hem sizi pek iyi tanımadığım için soracak soru da bulamıyorum, hem de baydım. Bu keyifli röportaj için hem kendim, hem de okuyucularımız adına teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim.
Y: Ne demek efendim, o zevk bana ait. Ben de çok memnun kaldım Fatih'çiğim, çok teşekkür ediyorum. Umarım buradan yaptığım reklamla da üç beş albüm satar biraz daha gelir elde ederim.
F: Affedersin ama, boşan da semerini ye Yanıl'cığım. Bu yazıyı okuyan okuyucular da bir zahmet doğru düzgün müzik dinlesinler, yok illa Yanıl dinlemek istiyorum derlerse de korsan indirsinler. Bir sürü site var şimdi söyletmeyin bana.
Y: (Bozulmalar.) Biraz ayıp olmuyor mu Fatih'çiğim ama?
F: Sıs lan! (Asabileşmeler.) Bir röportaj yaptık diye götün kalktı hemen. Albümlerden, sponsorluklardan, baby-face'den götürmediğin kalmadı, bir de benim röportajımdan reklam yapmana izin verecek değildim herhalde Yanıl Efendi. Yıkıl karşımdan, rezil!
Y: (Ufak ufak gerilemeler.) Benim fırında tavuğum vardı, gideyim.
F: (Yerde taş aramalar.) Hâlâ burda mısın sen?!
Etiketler:
baby-face,
balkon,
cumhuriyet,
dünya listeleri,
gülüşmeler,
imaj,
kirli sakal,
korsan,
müzik,
röportaj,
sertaç ordar,
yanıl
Subscribe to:
Posts (Atom)